“Çocuğum çok inat.”
Bu cümle, okul öncesi dönemde en sık duyduğumuz ifadelerden biridir. Ancak klinik gözlemler bize şunu gösterir: Çocuklarda görülen direnç davranışlarının önemli bir kısmı (%70’e yakını) gerçek bir mizaç sorunu değil, sınır sorunudur.
Bu ayrımı doğru yapmak, ebeveyn tutumunu belirlemede kritik öneme sahiptir.
Mizaç: Doğuştan Gelen Çekirdek
Her çocuk dünyaya bir mizaç çekirdeğiyle gelir. Kimisi daha esnek, kimisi daha hassas, kimisi daha kararlı bir yapıya sahiptir. Kararlılık doğuştan gelebilen bir özelliktir. Kendi fikrinde kalabilme, başladığını sürdürme, pes etmeme gibi özellikler aslında sağlıklı kişilik gelişimi için oldukça kıymetlidir.
Ancak mizacın yönü, çevresel etkileşimlerle belirlenir. Aynı özellik iki farklı uca evrilebilir:
- Kararlılık → Sebat ya da inat
- Vericilik → Cömertlik ya da savurganlık
- Tutuculuk → Tasarruf ya da cimrilik
Ortada bir tohum vardır. Bu tohumun hangi yöne büyüyeceğini ise ebeveyn tutumu, sınırlar ve yaşantılar belirler.
İnat Her Zaman Doğuştan Gelmez
Özellikle 0–2 yaş dönemi, benliğin şekillenmeye başladığı kritik bir evredir. Bebeklikten çocukluğa geçişte çocuk “ben” demeyi öğrenir. Ego gelişir, ayrışma başlar.
Bu süreçte çocuk zaman zaman ebeveynine karşı çıkar. Yap denildiğinde yapmaması, yapma denildiğinde yapması çoğu zaman bir başkaldırı değil; psikolojik ayrışma çabasıdır. Bu dönem bir sorun değil, gelişimsel bir eşiktir. Adeta ikinci bir doğum sürecidir. Çocuk fiziksel olarak anneden ayrıldığı ilk doğumdan sonra, şimdi de psikolojik olarak ayrışmaktadır.
Bu dönemlerde direnç davranışı görülebilir. Ancak bu direncin kalıcı bir “inatçı kişiliğe” dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen şey, ebeveynin nasıl karşılık verdiğidir.
İnat mı, Sınır Eksikliği mi?
Klinik pratikte sık gördüğümüz bir gerçek şudur:
Eğer ebeveyn doğru ve tutarlı sınır koymayı öğrenir ve bunu 2 hafta kararlı şekilde uygularsa davranış hızla düzenleniyorsa, burada temel mesele mizaç değil sınırdır.
Gerçek inat, sınırlar net ve tutarlı olmasına rağmen uzun vadede değişmeyen, daha derin bir dirençtir. Ancak çoğu durumda sorun; sınırın net olmaması, sürdürülememesi ya da ebeveynin kararsız kalmasıdır.
Çocuklar belirsizlikte zorlanır. Sınır net değilse, tekrar tekrar denerler. Vazgeçtiğimiz her noktada davranış pekişir.
Küçük Çocuklarda Sınır Nasıl Konur?
Okul öncesi dönemde özellikle küçük yaş grubunda sınır çoğunlukla fiziksel ve bedensel olarak konur. Örneğin gece ağlayan bir çocuğu defalarca yanımıza almak yerine, şefkatli ama kararlı bir şekilde yatağına geri koymak bir sınırdır.
Burada önemli olan ton ve tutumdur.
Sınır; sertlik, öfke ya da cezalandırma değildir.
Sınır; sakin, kararlı ve şefkatli bir duruştur.
Çocuk ağlayabilir. Bu, sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez. Duygusunu yaşayabilir; ancak kural değişmez. Eğer her ağladığında geri adım atılırsa, çocuk ağlamanın işe yaradığını öğrenir. Oysa kararlı bir tutumda çocuk kısa sürede yeni düzene uyum sağlar.
2–4 Yaş Arasında Yaklaşım
Bu yaş aralığında çocukla güç savaşına girmek yerine dikkati başka yöne çekmek etkili bir yöntemdir. Bu dönemde dikkat esnektir ve yönlendirme işe yarar. Ancak ebeveynin restleşmesi, “benim dediğim olacak” tavrı direnci artırabilir.
Kararlılık tohumu olan bir çocukta baskıcı yaklaşım, sebatı değil inadı besleyebilir.
Nihayetinde çocuklarda “inat” olarak gördüğümüz davranışların çoğu, doğru ve tutarlı sınırla düzenlenebilir. Amaç çocuğun iradesini kırmak değil; şefkatli ve kararlı bir duruşla o iradeyi sağlıklı bir yapıya dönüştürmektir.
Sevgiyle,
Özel Has Bahçe Anaokulu
Klinik Psikolog Elif Seza ATICI
